
Soner Abi bu projeyi anlatırken gözlerinin içi parlar. Ege’nin lacivert sularında ya da Marmara’nın kıyılarında turist taşıyan, iskandinav mitolojisinin o estetik hatlarını taşıyan teknelerle yapılacak turları o kadar canlı betimler ki, vizyonuna ve heyecanına hayran kalmamak elde değildir. Nitekim bu fikri birkaç kez hayata geçirmeye de niyetlendi. Ancak proje her defasında bir noktada tıkandı ve sürdürülebilir olamadı.
Peki, vizyonu bu kadar geniş, sektörü bu kadar iyi tanıyan bir ismin bu harika heyecanı neden karşılık bulmuyor?
Entelektüel Yanılsama ve Sosyolojik Gerçekler
Burada mesele sadece bir tekne modeli değil; birçok entelektüelin ve vizyoner zihnin düştüğü o kadim sosyolojik yanılsama: Karşısındaki insanı kendisi gibi görmek.
Çoğu zaman kendi algımızı, derinliğimizi, estetik anlayışımızı ve niyetlerimizi muhatabımızın da taşıdığını varsayarız. Oysa sahadaki sosyolojik gerçeklik çok daha farklıdır.
Günümüz turizm tüketicisini ve tatil anlayışını analiz ettiğimizde karşımıza çıkan tablo nettir:
Evet, bir Viking kayığı ilk bakışta meraktan ötürü ilgi çekebilir, fotoğraf çektirmek isteyenleri cezbedebilir. Ancak günümüzün "deneyim ve aksiyon" odaklı turizm taleplerini karşılamaktan uzaktır. Dinamik bir macera, köpük partileriyle eğlenen genç kitleler ya da su sporlarıyla adrenalin arayan tatilciler için bu konsept oldukça pasif kalır. Belki Venedik kanallarında, sakın ve romantik bir rotada kendine yer bulabilir; fakat Anadolu’nun tarihsel dokusu ve Türk denizcilik kültürüyle bağ kurmayan bu figür, tabiri caizse "at kuyruğunda kelebek" gibi durmaya mahkûmdur.
Kültür İhracatı ve Edebiyat Turizmi
Turizm, sadece insanları bir noktadan diğerine taşımak ya da nostaljik nesneler göstermek değildir; turizm bir değer ve kültür ihracatıdır.
Tam da bu noktada, Süleyman Dilsiz’in ortaya koyduğu edebiyat ve sanat turizmi anlayışı çok daha ayağı yere basan ve sürdürülebilir bir ufuk çiziyor. Anadolu coğrafyasının kendi hikâyesini, edebiyatını, mutfağını ve sanatını merkeze alan bir turizm modeli; ülkeye sadece döviz bırakan değil, entelektüel seviyesi yüksek, coğrafyanın ruhunu anlamak isteyen nitelikli bir turist profilini çeker.
Bize ithal mitolojilerin taklitleri değil; bu toprakların bereketiyle, Pirî Reis’in mirasıyla, Çaka Bey’in vizyonuyla ve edebiyatımızın derinliğiyle harmanlanmış özgün konseptler gerekiyor.
Soner Abi’nin tükenmeyen enerjisine ve turizme kattığı vizyona saygımız sonsuz. Ancak turizmde başarı; hayallerimizin büyüklüğü kadar, o hayallerin hedef kitlenin sosyolojik gerçekliğiyle ve coğrafyanın öz ruhuyla ne kadar örtüştüğünde saklıdır.