Acentalar

Gökyüzünde "Dolmuş" Mantığı: Pegasus Seferinde Yaşananlar ve Denetimsizlik Çarkı

Kadir Uğur Yılmaz yazdı...

Gökyüzünde “Dolmuş” Mantığı: Pegasus Seferinde Yaşananlar ve Denetimsizlik Çarkı

Antalya’dan İstanbul’a hareket etmek üzere havalimanında yerinizi alıyorsunuz. Uçak kalkış saati 11:50… Hava pırıl pırıl, rüzgar esmiyor, meteorolojik hiçbir anormallik yok.

Fakat tabela birden “30 dakika tehir” yazıyor. Dakikalar geçiyor, o otuz dakika uzuyor ve uçak ancak saat 13:00’te havalanabiliyor. Neden mi? Çünkü yolculara ikram vermemek ya da olası bir gecikme durumunun maliyetinden kaçınmak için saatlerle oynamak artık bu şirketlerin alışkanlık haline getirdiği bir pratik olmuş. İki saatlik ömrümüzü gasp eden bu zihniyet, fiyaskonun henüz sadece fragmanıydı.
26D Vakası: Dijital Taşımacılık ve Çifte Satış Skandalı
Uçağa biniyorsunuz; bilet cebinizde, numaranız belli. Fakat koltuğunuza yaklaştığınızda gözlerinize inanamıyorsunuz. Soner Kılıç’a ait olan 26D numaralı koltuğa çoktan bir başkası oturmuş! Güvenlik yok, teknik bir arıza yok, uçak değişimi yok… Peki, parasını peşin ödediğiniz o koltuk nasıl oluyor da bir başka yolcuya daha satılıyor?
Eski otobüs terminallerinde “Sistem şişmiş, idare edin” denilen o eski alışkanlıkların kılık değiştirip gökyüzüne taşındığını görmek üzücü. Sormak lazım: Aynı koltuğu acaba inatla kaç kişiye daha okuttunuz? Yolcuyu insan yerine değil, dolmuştaki son boş koltuk muamelesiyle taşıyan bu anlayış, modern havacılığın lafta kaldığını gösteriyor.
Valiz Parçalayan, Çözüm Üretmeyen Yaklaşım
Zamanımızı çalmakla, biletleri çift satıp tezgah açmakla kalmadılar; yolculuğun sonunda eşyamızı da hedef tahtasına koydular. Uçaktan indik; sapasağlam teslim ettiğimiz valizin fermuarı darmadağın, ortada kalakalmışız.
Derdimizi anlatmak, çözüm bulmak için gittiğimiz “Valiz Tedarik” bölümünde karşılaştığımız tutum ise kurumsal bir çözüm üretmekten uzaktı; aksine sorunu yolcuya yıkan, yapıcı olmaktan çok uzak bir diyalogla karşılaştık. Kendi operasyonel aksaklıklarını örtbas etmek için kuşanılan bu üslup, ne yazık ki kurumsal ciddiyetten oldukça uzak.
Sivil Havacılık ve Denetim Mekanizmaları Nerede?
İnsanın asıl sorduğu, vicdanları sızlatan soru şudur: Hadi bu şirketlerin tüketiciye saygısı, rekabet kaygısı yok; iyi de bu ülkenin denetim yapan kurumları nerede?
Bu havayollarına ruhsat veren, izin veren, uçuş güvenliğini ve hizmet kalitesini denetlemesi gereken resmi merciler ne iş yapar? Yolcunun parasını alıp koltuğunu başkasına satmak, saatlerce rötarlarla milleti mağdur etmek, bagajı parçalayıp üstüne bir de ilgisiz kalmak hangi hizmet anlayışına sığar? Vatandaşın hakkını arayacağı, bu denetimsizliğe “Dur!” diyecek idari mekanizmaların ses vermesini beklemek en doğal hakkımız değil mi?
Kadıköy-Harem Hattı Bile Daha Planlıydı!
Sözü eğip bükmeye gerek yok: Bu tür uygulamalar, sivil havacılık sektörüne ve yıllarca bu işe emek veren profesyonellere haksızlıktır. Yılların Kadıköy-Harem dolmuş hattı bile belirli bir düzen, bir usul dahilinde işlerdi; burada ise ortada ne kural kalmış ne de yolcu hakkına saygı!
İki saatimizi çalan, biletlerimizi çift satan, valizimizi parçalayan, denetimsizliğin verdiği rahatlıkla sorumsuzluk sergileyen bu düzene göz yumanlara sesleniyoruz: Bu kurumsal başıbozukluk son bulana, o denetimsiz çark kırılana kadar bu aksaklıkların takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu