Festival ve organizasyonların görünmez Kahramanları
Bir festival ve bunu organize eden gizli kahramanlarından birisi kadın ise, o zaman organizasyonun gücünü ve renklerini göreceksiniz!

Sevgili Okurlarımız..
Net Medya Grup olarak her hafta titizlikle seçeceğimiz, haftanın Oteli , haftanın Ahcısı, Haftanın organizasyon yönrticisi gibi sektörün önde gelen emekçisi ve bir o kadar kahramanı olan önderleri, siz değerli okurlarımızla paylaşmanın onurunu yaşayacağız.
Haftanın Organizasyon yöneticisi Ebru Omurcalı
Bir organizasyona, Kadın eli değdi mi? Siz ozaman: Renkleri ve ışığı görün!
Haber:Yazar Kadir Uğur Yılmaz
Bazen bir organizasyonun kalitesini anlamak için afişlerine değil, perde arkasındaki emeğe bakmak gerekir. Milas bu yıl yalnızca zeytinini ve zeytinyağını tanıtmadı; profesyonelliğin, tecrübenin ve doğru organizasyon anlayışının farkını da yaşadı.
Bazı insanlar vardır, bulundukları yere yalnızca emeklerini değil, yıllar içinde biriktirdikleri tecrübeyi, bakış açılarını ve kendi çalışma kültürlerini de taşırlar. Bir süre sonra yaptıkları işin kendisinden çok, o işe kattıkları fark konuşulmaya başlanır.
Bu yıl 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Milas Zeytin, Zeytinyağı ve Turizm Festivali’nde benim dikkatimi çeken en önemli ayrıntılardan biri de tam olarak buydu.
Festivalin organizasyonunda Ebru Omurcalı’nın elinin değdiği çok belliydi.
Programın akışından etkinliklerin koordinasyonuna, katılımcıların karşılanmasından genel organizasyon düzenine kadar her ayrıntıda profesyonel bir yaklaşım hissediliyordu. Her şey daha düzenli, nizami ve sağlıklı ilerliyordu. Elbette hiçbir organizasyon kusursuz değildir; ancak işin başında deneyimli bir organizatörün bulunmasının ortaya çıkardığı farkı görmek zor değildi.

Ebru Omurcalı: Mutfağın ötesinde bir birikim
Ebru Omurcalı’yı yalnızca bir şef ya da yemek kitabı yazarı olarak tanımlamak, ortaya koyduğu çalışmaları eksik değerlendirmek olur.
Onun hikâyesi çocuk yaşlarda mutfağa duyduğu merakla başlıyor. Dönemin ünlü şeflerinden aldığı özel derslerle geliştirdiği bu ilgiyi profesyonel bir mesleğe dönüştürüyor. Gastronomi ve ekonomi eğitimleriyle de mutfağın yalnızca lezzetten ibaret olmadığını; üretim, ticaret, yönetim ve kültürle iç içe olduğunu ortaya koyuyor.
2003 yılında İstanbul Ataşehir’de açtığı Shorba, bu yaklaşımın ilk önemli örneklerinden biri. Çorbayı yalnızca yemek öncesinde içilen bir başlangıç olmaktan çıkarıp başlı başına bir restoran konseptine dönüştürüyor. Macar gulaşından Tayland mutfağına, Rus mutfağından dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan özgün tarifleri bir araya getiriyor. Üstelik bunu bir restoran girişiminden büyüyen bir markaya dönüştürüyor.
Sonrasında televizyon programları, reklam çalışmaları ve gastronomi yayıncılığı geliyor.
Ancak kariyerinin en dikkat çekici sayfalarından biri, A Millî Futbol Takımı ile geçirdiği 12 yıllık dönem. Fatih Terim döneminde başlayan görevinde, ardından Mircea Lucescu ve Şenol Güneş gibi teknik direktörlerle çalışarak millî takımın kamp beslenme organizasyonunu yönetiyor. Dünyanın farklı ülkelerinde sporcuların beslenme programlarını hazırlıyor, mutfak ekipleriyle çalışıyor ve eğitimler veriyor.
Bu, yalnızca yemek hazırlamak değil; bilimi, disiplini, sağlığı ve profesyonel mutfak yönetimini aynı sistem içerisinde buluşturmak demek.
On iki yemek kitabı, televizyon çalışmaları, gastronomi eğitimleri ve danışmanlık projeleri de bu birikimin diğer parçaları.
Fakat benim Ebru Omurcalı’da özellikle dikkatimi çeken taraf, gastronomiyi geçmişle gelecek arasında bir köprü olarak görmesi.
Bir yemeğin tarifi bazen bin yıllık bir tarihin kapısını açar.
2026 yılında yayımlanan Tarihten Tarifler kitabı bu bakımdan oldukça anlamlı. Hititlerden Antik Yunan ve Roma’ya, Abbasilere, Selçuklu ve Osmanlı mutfağına uzanan geniş bir tarihsel yolculukta unutulmuş tariflerin izini sürüyor. Eski metinlerde kalan lezzetleri araştırıyor, yeniden yorumluyor ve bugünün mutfaklarında uygulanabilir hale getiriyor.
İşte bu yaklaşım, Milas gibi binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan bir kent için son derece kıymetli.
Çünkü Milas’ın hikâyesi yalnızca zeytin ağaçlarından, zeytinyağı fabrikalarından ve tarımsal üretimden ibaret değil. Bu topraklarda yaşamış medeniyetlerin sofra kültürü, tarım geleneği, mimarisi, tarihi ve insan hikâyeleri var.
Zeytinyağını bir ürün olarak satabilirsiniz; ancak onun arkasındaki tarihi, kültürü ve coğrafyanın hikâyesini anlatabildiğinizde bir dünya markasına dönüştürebilirsiniz.
Ebru Omurcalı’nın gastronomiye yaklaşımının Milas için taşıdığı fırsat da burada yatıyor.
Marmaris’ten Milas’a uzanan bir vizyon
Marmaris’e yerleşmesinin ardından çalışmalarını yalnızca restoran ve televizyon programlarıyla sınırlamayan Omurcalı, yerel yönetimlere gastronomi ve turizm alanında danışmanlık yapmaya, bölgesel organizasyonlar geliştirmeye başladı.
GETOB çatısı altında yürütülen Karya Vizyon Turizm Zirvesi’nin de danışmanlık ve küratörlük çalışmalarında yer aldı. Sürdürülebilir turizm, atıksız turizm, deniz çayırları ve polinatörler gibi konuları turizm profesyonellerinin gündemine taşıdı.
Burada dikkatimi çeken husus şu: Omurcalı, turizmi yalnızca turist sayısıyla ölçmüyor. Doğanın korunmasını, yerel üreticinin desteklenmesini, kültürel mirasın yaşatılmasını ve turizm gelirinin bölge insanına ulaşmasını da aynı denklemin içine koyuyor.
Bu bakış açısının Milas’a taşınması önemli.
Reşit Özer’e bir tebrik de bu nedenle…
Elbette bir festival tek kişinin eseri değildir. Kaymakamlığın, belediyenin, ticaret odasının, üreticilerin, sivil toplum kuruluşlarının, sponsorların ve emeği geçen herkesin katkısı vardır.
Milas Kaymakamı Sayın Dr. Vural Karagül’ün yaklaşımını, MİTSO Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Reşit Özer’in öncülüğünü ve organizasyonda emeği bulunan bütün kurum ve kişileri takdir etmek gerekiyor.
Ancak doğru insanları doğru görevlerde buluşturmak da yöneticiliğin önemli bir parçasıdır.
Sayın Reşit Özer’i, Ebru Omurcalı gibi kendi alanında ciddi bir birikime, ulusal ölçekte tanınırlığa ve uluslararası perspektife sahip bir ismi Milas’a kazandırdığı için özellikle tebrik ediyorum.
Bir şehre bazen yeni bir bina, bazen yeni bir tesis, bazen de yeni bir bakış açısı kazandırırsınız. Bence bu yıl Milas’ın kazandığı en önemli değerlerden biri de bu bakış açısı oldu.
Çünkü profesyonellik yalnızca işlerin zamanında yapılması değildir. Bir organizasyonun arkasında bir vizyonun, bir disiplinin ve sürdürülebilir bir hedefin bulunmasıdır.
Milas’ın önünde büyük bir fırsat var.
Milas’ın Memecik zeytini ve coğrafi işaretli zeytinyağı, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası pazarlarda da çok daha güçlü bir konuma gelebilir. Bunun için üreticinin desteklenmesi, markalaşma, gastronomi, kültür turizmi ve uluslararası tanıtımın birlikte ele alınması gerekiyor.
Festivalin gelecekte daha büyük bir fuar organizasyonuna dönüşmesi, üniversitelerle ve arkeoloji çevreleriyle iş birliklerinin geliştirilmesi, antik dönem mutfağıyla yerel lezzetlerin buluşturulması Milas için yeni kapılar açabilir.
Benim bu yıl festivalden çıkardığım en önemli sonuç şu oldu: Milas’ın anlatacak çok büyük bir hikâyesi var. Yeter ki bu hikâyeyi doğru insanlar, doğru yöntemlerle dünyaya anlatsın.
Ebru Omurcalı’nın tecrübesi ve organizasyona kattığı fark, bu anlamda önemli bir başlangıç.
Bir şehrin kaderini bazen büyük yatırımlar kadar, o şehre kazandırılan nitelikli insanlar da değiştirir.
Milas’ın böyle bir ekolü kazanmasını önemsiyorum.
Sayın Reşit Özer’i bu tercihi ve vizyonu nedeniyle bir kez daha kutluyor, Ebru Omurcalı’ya da Milas’a kattığı değer ve ortaya koyduğu emek için teşekkür ediyorum.
Çünkü iyi bir festival birkaç gün sürer; ama iyi bir organizasyon kültürü, bir şehrin geleceğine miras kalır.



