Festival & Fuar

Milas’a Sadece Bakmayın, Tarihini Dinleyin, Kültürüne Dokunun!

Soner Kılıç Yazdı...

Milas’a Sadece  Bakmayın, Tarihini Dinleyin, Kültürüne Dokunun!

Milas deyince durup geçmemek, biraz dikkat kesilmek, biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Çünkü Milas, yalnızca zeytinin ve zeytinyağının merkezi değil; binlerce yıllık medeniyetlerin, kültürlerin ve ortak hafızanın günümüze uzanan yaşayan bir mirasıdır.

Milas’ın 27 antik kente ev sahipliği yaptığı biliniyor. Üstelik Türkiye’de arkeolojik kazı çalışmalarının en yoğun yürütüldüğü bölgelerden biri. Bir ilçede aynı dönemde ortalama beş ayrı kazı çalışmasının yürütülmesi, Milas’ın tarihî zenginliğini anlamak açısından başlı başına önemli bir gösterge.

Burada zeytin, yalnızca bir tarım ürünü değildir. Ölmez ağacın hikâyesi, geçmişten bugüne uzanan bir medeniyet hikâyesidir. Zeytinle birlikte tarih, kültür, gelenek ve insan emeği de kök salmıştır. İşte bu sesin duyulması, bu kültüre dokunulması için Milas’ta olmak gerekir.

Milas 12. Zeytin, Zeytinyağı ve Turizm Festivali’nde bu kültürel zenginliğin çok özel bir örneğine tanıklık ettik.

Ege Denizi’nin iki yakasında yaşayan insanların ortak kültürü, mutfağı ve gelenekleri var. Geçmişten bugüne karşılıklı ziyaretlerle, şenliklerle ve kültürel buluşmalarla yaşatılan bu bağlar, bazen bir sofrada, bazen bir ezgide, bazen de bir yemek tarifinde karşımıza çıkıyor.

Festival kapsamında Rodos Adası’ndan gelen misafirlerimiz, Kıyıkışlacık’ta, Iasos Antik Kenti’nin tarihî atmosferinde bizlere çok özel bir lezzet sundular.

12. Zeytin, Zeytinyağı ve Turizm Festivali organizatörü Ebru Omurcalı’nın davetiyle, Milas Ticaret Odası’nın misafiri olarak festivale katılan Rodoslu ekip, siyah erişte ve ahtapot yemeği hazırlayarak kültürlerini soframıza taşıdı.

Bu özel buluşmanın gerçekleşmesinde Rodos Müslümanları Derneği Başkanı Behice Sellavcı’nın önemli girişimleri vardı. Rodoslu aşçı Yorgun tarafından hazırlanan siyah erişte, mürekkep balığının mürekkebiyle renklendiriliyor; ahtapot ve çeşitli sebzelerle zenginleştiriliyordu.

Mürekkep balığı mürekkebiyle hazırlanan bu erişte, Akdeniz mutfağının denizle kurduğu ilişkinin de güzel bir örneğiydi. Bildiğim kadarıyla benzer siyah makarna çeşitleri İtalyan mutfağında da önemli bir yere sahip. İtalyan denizcilerin Akdeniz boyunca taşıdığı yemek kültürünün, farklı adalarda ve kıyılarda izlerini bıraktığını görmek mümkün.

Bu yemeğin hikâyesi de en az kendisi kadar ilginç. Zamanında yokluk ve kıtlık dönemlerinde, eldeki deniz ürünlerini ve imkânları değerlendirmek amacıyla ortaya çıkan bu tür yemekler, bugün Akdeniz mutfağının kültürel mirası olarak yaşatılıyor.

Bir zamanlar geçim mücadelesinin ve yokluğun ürünü olan bir yemek, bugün iki yakanın insanlarını aynı sofrada buluşturuyor.

İşte kültür dediğimiz şey tam da budur!

Festival kapsamında gerçekleştirilen buluşmada Milas Ticaret Odası Başkanı, belediye başkan yardımcısı ve kaymakam da günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yaptı. Yapılan konuşmaların ötesinde, bu buluşmanın taşıdığı mesaj çok daha kıymetliydi: Tarihî ve kültürel miras, sınırların ötesinde insanları bir araya getirebilir.

Rodos’tan gelen misafirlerimize, bu güzel sofrayı hazırlayan aşçı Yorgun’a, bu buluşmaya öncülük eden Behice Sellavcı’ya, organizasyonun gerçekleşmesini sağlayan Ebru Omurcalı’ya ve ev sahipliği yapan Milas Ticaret Odası’na teşekkür ediyorum.

Milas’ı yalnızca zeytiniyle tanımlamak, sahip olduğu büyük mirasın bir bölümünü görmezden gelmek olur. Burada zeytin ağacının gölgesinde antik kentlerin hikâyesi, denizin kıyısında komşu adaların kültürü, sofralarda ise yüzyılların birikimi var.

Milas’a bu yüzden sadece bakmayın.

Tarihini dinleyin, kültürüne dokunun, insanlarını tanıyın ve mutlaka sofrasına oturun.

Çünkü Milas, geçmişin yalnızca taşlarda değil, insanların hafızasında, geleneklerinde ve yemeklerinde yaşamaya devam ettiğini gösteren çok özel bir coğrafya.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu