Gezi

Dostukların ve Tarihin Şehri Bursa

Serdar Taştanoğlu yazdı: Dostukların ve Tarihin Şehri Bursa

28 Mayıs 2026 Saat: 19:42
Dostukların ve Tarihin Şehri Bursa
Dostukların ve Tarihin Şehri Bursa

Dostukların ve Tarihin Şehri Bursa 

Bazı şehirler vardır; yalnızca gezilmez, yaşanır…
Bazı yolculuklar ise sadece bir seyahat değil, dostlukların, anıların ve sürprizlerin iç içe geçtiği bir hayat sayfasına dönüşür. Bursa gezimiz de işte tam olarak böyle bir yolculuktu.
Güvenle Başlayan Yol
Gezimiz, 29 kişilik aracımız ve yılların deneyimini direksiyona taşıyan İsmail Kaptan’la başladı. Onunla yolumuz yeni değildi. Tam 11 yıl önce bizi Romanya’nın başkenti Bükreş’teki konserimize götüren, ardından Selanik konserlerinde de birlikte yol aldığımız İsmail Kaptan; yolcu güvenliğine verdiği önem, nezaketi ve yolcularını huzurlu hissettiren tavrıyla bizler için sıradan bir şoförden çok daha fazlasıydı.
Sorumluluğunu üstlendiğim yirmiyi aşkın kişilik grubun böylesine güvenilir bir kaptanla yola çıkması, seyahatin ilk huzur kaynağı oldu.


İlk Durak: Zamanın Durduğu Köy — Cumalıkızık
Rotamız, Bursa’ya yaklaşık 12 kilometre uzaklıktaki ve yıllardır adını duyduğumuz, televizyon dizileriyle de hafızalara kazınan Cumalıkızık Köyü idi.
Taş sokakları, cumbalı evleri ve insanı adeta geçmişe taşıyan atmosferiyle Cumalıkızık; nostaljiye ve tarihî dokulara ilgi duyanlar için adeta açık hava müzesi.
Rehberimizin anlattığına göre köyün geçmişi Oğuz Türklerine kadar uzanıyordu. Bu kadim yerleşimde yürürken taş duvarlara, ahşap pencerelere ve zamana meydan okuyan mimariye bakınca insan kendini birkaç asır öncesinde hissediyor.
Kahvaltımızı burada yaptık. Son kahvelerimizi yudumlarken Bursa’ya hareket etmek üzereydik ki günün ilk büyük sürpriziyle karşılaştık.
Yıllar Sonra Gelen Tesadüf
Tam otobüse bineceğimiz sırada, yıllar önce Kosova’da ortak projeler gerçekleştirdiğimiz, hem İstanbul’da hem de Prizren’de birlikte konserler verdiğimiz Zübeyde Hanım Derneği Başkanı Birsen Hanım ve Ata Kadınları Korosu ile karşılaştık.

        

Tesadüf bazen gerçekten insanı şaşırtıyor.
Onlar araçlarından inerken biz hareket etmek üzereydik. Yıllardır görüşememiştik. Ayaküstü hasret giderdik; hatta birkaç Prizren türküsü söyledik. Hem benim hemde Birden hanımın koristleri ile sanki Cumalıkızık korosu oluşturduk
Düşünsenize…
Yıllar sonra onlar kaplıcalar için Bursa’ya geliyor, Cumalıkızık’ı gezmeye karar veriyor; biz ise İstanbul’dan doğrudan aynı köye yöneliyoruz. Bir grup inerken diğerinin binmesiyle gerçekleşen bu karşılaşma, gezimizin daha ilk saatlerinde hepimizin yüzünde unutulmaz bir tebessüm bıraktı.

Panorama Müzesi ve İkinci Sürpriz:

Cumalıkızık’ın ardından rotamız Bursa Panorama Müzesi oldu.

 

     


İstanbul’daki Panorama Müzesi’ni çok beğenmiş olduğumuz için beklentimiz yüksekti; fakat Bursa’daki müze de bizi en az onun kadar etkiledi.
Panorama kubbesine ulaşmadan önce bir resim sergisinden geçiliyordu. Yağlı boya resimle yıllarca uğraşmış, sergiler açmış biri olarak tablolara kayıtsız kalmam mümkün değildi. Görevli hanımefendiyi eserlerin sahibi sanarak kendisini tebrik ettim. O ise mütevazı bir gülümsemeyle sergide kendi eserlerinin bulunmadığını, yalnızca görevli olduğunu söyledi.
Tam o sırada tablolardaki isimlere bakarken gözüm ikinci eserde takıldı:
Naci Dinç.
Bir an duraksadım.
Evet… Bursa Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşım Naci Dinç!

  

 

Sosyal medyada resim yaptığını görmüş, çalışmalarını uzaktan takip etmiştim. Ama yıllar sonra, Bursa’da, bir sergide onun eserleriyle karşılaşmak bambaşka bir duyguydu.
Dayanamadım, küçük bir muziplik yapmak istedim.
Görevli hanımefendeden Naci’yi aramasını rica ettim:
“Bir bey resminizle ilgileniyor,” dedi, “15 bin lira olduğunu söyledim ama o sadece arkasındaki tahta çerçeveyi 2 bin liraya almak istiyor…”
Hanımefendi gülmekten kendini alamadı ama bu şakayı yapmaya çekindi. Telefonu ben aldım ve aynı cümleyi Naci’ye söyledim.
Önce şaşırdı.
Sonra kim olduğumu anlayınca kahkahalar yükseldi.
Kırk Yıllık Dostluğun Zarafeti
Galeriden ayrılıp arkadaşlarıma yetişmiştim ki aşağıdan haber geldi:
“Resim sergisindeki hanımefendi sizi arıyor.”
Yanına indiğimde aldığım cevap beni derinden etkiledi:
“Naci hocamla konuştuk,” dedi.
“Bu tablolardan birini size hediye etmek istiyor. Hangisini isterseniz seçin dedi.”
İtiraz ettim.
“Kıyamam, olmaz…”
Ama hanımefendi gülümsedi:
“O zaten kabul etmeyeceğinizi söyledi. Israr edeceksiniz dedi.”
Belki bazılarına bu küçük bir olay gibi gelebilir.
Ama bana göre mesele bir tablodan çok daha büyüktü.
Yaklaşık kırk yıldır görüşmeyen, elli beş yıl önce aynı sıraları paylaşmış iki arkadaşın, zamanın bütün mesafelerine rağmen birbirini hâlâ aynı samimiyet ve güvenle tanıyor olması…
Günümüzün hızla aşınan değerleri içinde böylesi saf dostlukların hâlâ var olması gerçekten umut vericiydi.
Yeşil Türbe’de Kucaklaşma
Bir süre sonra Naci aradı.
Yanındaki ressam dostu Harun Arı Bey ile birlikte bizi görmek istediğini söyledi. Buluşma noktamız Yeşil Türbe oldu.
Bu arada rehberimiz bizi Bursa’nın kültür duraklarında gezdiriyordu. Zeki Müren’in kabri önünde durduk. Büyük sanatçının bestelerinden *“Manolyam”*ı hep birlikte söyledik.
Bir anlamda ruhuna selam verdik.
Sanata ömrünü adamış böyle bir ustanın, bu içten vefadan mutlu olacağını hissettik.
Yeşil Türbe’de Naci ve ressam Harun Arı Bey ile buluştuk. Kucaklaştık, fotoğraflar çektirdik, yeniden görüşmek üzere sözleştik.

        

Tophane’den Ulu Cami’ye
Gezimizin sonraki durağı Bursa’nın tarih kokan bölgesi Tophane idi.
Saat Kulesi, Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri…
Osmanlı’nın kuruluş ruhunu taşıyan bu mekânlarda dolaşmak insanı ister istemez tarihle baş başa bırakıyor.
Ardından Ulu Cami ve Kapalı Çarşı bölgesine geçtik. Herkes kendi ritminde Bursa’yı yaşadı.
Ve elbette…
Bursa denince olmazsa olmaz:
İskender kebap ve sütlü helva.
Hepimizden tam not alan bu lezzet molasının ardından şehrin merkezindeki şirin otelimize yerleştik.
İznik’te Yeniden Hayran Kalmak
Ertesi sabah hedefimiz İznik’ti.
Yaklaşık 15 yıldır görmediğim İznik, bende büyük şaşkınlık yarattı. Bir zamanların yorgun görüntüsünden eser kalmamış; daha düzenli, daha modern ve çok daha canlı bir merkez hâline gelmişti.
Müzesini gezerken her zamanki burukluğu yeniden hissettim.
İngiltere’deki müzelerde sergilenen, bizden götürülmüş sayısız İznik çinisini düşünmeden edemiyor insan. Buna rağmen İznik’te gördüğümüz yeni müze çalışmaları gerçekten umut vericiydi; Avrupa standartlarında hazırlanmış bölümleriyle hepimizi etkiledi.

 

  

   
Tarihi ekmeklerimizi aldık, ardından İznik’in meşhur köftesi ve ızgaralarıyla öğle yemeğimizi yiyerek İstanbul dönüş yoluna koyulduk.
Bir Geziyi Aşan Yolculuk
Bu gezi yalnızca bir Bursa seyahati değildi.
Tek bir tatsız anı yaşamadan; dostlukların, sanatın, tarihî mirasın ve beklenmedik karşılaşmaların iç içe geçtiği unutulmaz bir deneyimdi.
Üstelik hikâye burada bitmedi.
Bursa dönüşü, gerçekleştiremediğimiz konser nedeniyle iletişim kurduğumuz değerli Şef Aysel Gürel ve Nilüfer Kadınlar Korosu ile yeniden temas kurduk. Kendisi ileride ortak projeler yapma arzusunu dile getirdi.
Ve birkaç gün sonra…
İstanbul’daki konserimize bu kez onlar sürpriz yaparak Bursa’dan geldiler.
İnsan hayatında bazı davranışlar vardır; küçük görünür ama kalpte büyük yer bırakır.
Bursa gezimiz, işte tam da böyle anılarla dolu bir yolculuk olarak hafızalarımıza kazındı.
Ve şimdi içimden yalnızca şu geçiyor:
İnşallah yeniden Bursa’ya gideriz…

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Turizm Haberci, Turizm haberleri, Turizm Bölgeleri hakkında bilgiler Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız