Son iki yıldır, özellikle sosyal medya üzerinden gastronomi dünyasını izlerken çok ilginç bir gelişmeye şahit oluyorum.


Mars Gastronomi Federasyonu’na Ne Zaman Üye Oluyoruz?
Chef Renato yazdı
Eskiden bir aşçının kendisini anlatması için yaptığı yemekler, çalıştığı mutfaklar, yetiştirdiği insanlar, aldığı eğitimler ve yıllar içerisinde edindiği mesleki tecrübe yeterliydi.
Şimdi ise durum biraz değişti
Her sabah Instagram’ı açtığımızda yeni bir “uluslararası” sertifika, yeni bir “dünya federasyonu üyeliği”, yeni bir “Türkiye temsilciliği”, yeni bir “milli takım başkanlığı” ile karşılaşıyoruz.
Bu hızla gidersek birkaç yıl içerisinde Mars Gastronomi Federasyonu Türkiye Temsilcisi, ardından da Jüpiter Gezegenlerarası Aşçılar Konfederasyonu Başkanı görürsek hiç şaşırmayacağım.
Hatta muhtemelen belgesi de hazır olur.
Altında iki bayrak, birkaç yıldız, altın renkli bir çerçeve, üç mühür ve ortada kocaman:
INTERNATIONAL GLOBAL WORLD MASTER GRAND CHEF
Belgeye bakıyorsunuz; ihtişamlı.
Peki kim verdi?
Belli değil.
Kuruluş nerede?
Belli değil.
Hangi ülkede kayıtlı?
Belli değil.
Hangi mesleki kriterlere göre bu unvan verilmiş?
O da belli değil.
Ama sertifikaya bakınca insan bir an Birleşmiş Milletler kararı zannediyor.
Bugün yapay zekâ ve tasarım programları sayesinde birkaç dakika içerisinde son derece profesyonel görünen diplomalar, madalyalar, üyelik belgeleri ve sertifikalar hazırlamak mümkün.
Buradaki mesele teknolojinin kullanılması değil.
Teknoloji elbette kullanılacak.
Asıl mesele, görsel olarak son derece ciddi ve resmî görünen bir belgenin arkasında gerçek bir kurum, denetlenebilir bir yapı, mesleki kriter ve herhangi bir gerçek karşılık olup olmadığıdır.
Çünkü gastronomide esas olan çerçevenin altın rengi değil, o belgenin arkasındaki itibardır.
Bir başka moda ise “Türkiye temsilciliği.”
Son dönemde neredeyse herkes bir yerlerin Türkiye temsilcisi.
Yetmiyor, bir de “Türkiye Milli Takımı” kuruluyor.
İnsanın doğal olarak sorası geliyor:
Hangi milli takım?
Kim görevlendirdi?
Hangi kurum yetkilendirdi?
Hangi seçimle oluşturuldu?
Hangi kriterlere göre sporcu — pardon, şef — seçildi?
Özel bir dernek, federasyon veya uluslararası organizasyon elbette kendi yarışma takımını kurabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama kendi kurduğunuz organizasyon takımının başına bir anda “Türkiye Milli Takımı” yazdığınız zaman iş biraz değişiyor.
Çünkü “Türkiye” kelimesi kimsenin şahsi logosu değildir.
Bir ülkeyi temsil ettiğinizi söylüyorsanız bunun arkasında da o iddianın ağırlığına uygun bir yapı, liyakat, şeffaflık ve temsil kapasitesi olması gerekir.
Bir de takım kadrosuna bakıyorsunuz…
Orada zaten mizah yazarı olarak bana söyleyecek fazla bir şey kalmıyor.
Bazen insan sadece ekrana bakıyor.
Sonra telefonu sessizce kapatıyor.
Gastronomi dünyamızdaki ikinci büyük mucize ise Master Chef nüfusundaki inanılmaz artış.
Burada özellikle altını çizmek istiyorum:
Bahsettiğim şey, televizyon formatı olan MasterChef programının yarışmacıları veya şampiyonları değildir.
Ben mesleki unvan olarak kullanılan “Master Chef” furyasından bahsediyorum.
Bugün bazı kartvizitlere ve sosyal medya profillerine bakarsanız Türkiye’de normal şef neredeyse kalmadı.
Herkes Master Chef.
Biraz daha beklerseniz “Grand Master Chef”, ardından “International Grand Master Chef”, sonra da muhtemelen:
Supreme Global Intercontinental Master Chef
gibi bir unvanla karşılaşacağız.
Belki onun da üzerine üç yıldız koyarlar.
Burada bir noktayı da özellikle ayırmak gerekir.
Dünyada Worldchefs ve World Master Chefs Society gibi uzun yıllardır faaliyet gösteren, uluslararası gastronomi camiasında bilinen mesleki kuruluşlar vardır.
Benim eleştirdiğim bunlar değildir.
Tam tersine, sosyal medyada bu büyük isimlerin ağırlığını çağrıştıracak biçimde kullanılan bazı unvanlara baktığınızda, kişinin adını kullandığı gerçek uluslararası kurumun belki de o kişiden haberi bile olmadığını görüyorsunuz.
İşte mesele tam olarak burada başlıyor.
Peki “Chef” olmak neden artık yetmiyor?
Şef kelimesinin kendisi zaten yılların emeğini, mutfak disiplinini, yönetimi, bilgiyi ve sorumluluğu ifade etmiyor mu?
Her unvanın önüne üç tane “International”, iki tane “World”, bir tane “Master” eklediğimiz zaman mesleki değerimiz gerçekten artıyor mu?
Yoksa yalnızca kartvizitimiz mi ağırlaşıyor?
Bana göre bugün gastronominin en büyük ihtiyaçlarından biri unvan değil, güvenilirliktir.
İnsanlara gerçekte sahip olmadığımız yetkileri varmış gibi göstermemeliyiz.
Özel bir kuruluşun temsilcisiysek, o kuruluşun temsilcisi olduğumuzu açıkça söylemeliyiz.
Bir yarışma organizasyonunun takımındaysak, takımın gerçek adını yazmalıyız.
Bir eğitim sertifikası aldıysak onu üniversite diploması gibi sunmamalıyız.
Bir derneğe üyeysek, bu üyeliği devlet tarafından verilmiş bir mesleki yetki veya resmî temsil görevi gibi göstermemeliyiz.
Çünkü sektörün dışındaki insanlar bu ayrımları bilmek zorunda değildir.
Bizim görevimiz insanların bu bilgisizliğinden faydalanmak değil, doğru bilgi vermektir.
Meselenin belki de en önemli tarafı genç aşçılardır.
Çünkü onlar sosyal medyada bütün bunları görüyor.
Bir genç; yıllarca eğitim almak, iyi mutfaklarda çalışmak, yabancı dil öğrenmek, dünya mutfaklarını araştırmak, ürün tanımak ve kendisini geliştirmek yerine internetten birkaç sertifika toplayarak “uluslararası şef” olunabileceğini düşünmeye başlarsa, gastronomiye en büyük zararı aslında biz vermiş oluruz.
Gastronomide uluslararası olmanın yolu Instagram biyografisine “International” yazmaktan geçmez.
Uluslararası olmak; farklı mutfakları tanımaktır.
Dünyadaki meslektaşlarla çalışmaktır.
Farklı ülkelerde deneyim kazanmaktır.
Kendi ülkenizin mutfağını doğru şekilde temsil etmektir.
Bilgi üretmektir.
Öğretmektir.
Araştırmaktır.
Ve en önemlisi, mutfağa girdiğiniz zaman kartvizitinizi göstermeden de kim olduğunuzun anlaşılmasıdır.
Çünkü gerçek mesleki itibarı Photoshop vermez.
Yapay zekâ vermez.
Sertifikanın üzerindeki altın mühür de vermez.
Onu yıllar verir.
Mutfak verir.
Bilgi verir.
Disiplin verir.
Emek verir.
Ve en sonunda meslektaşlarınız verir.
Bu nedenle belki artık gastronomide şu basit soruları daha sık sormamız gerekiyor:
Bu unvanı kim verdi?
Bu kurum gerçekten nedir?
Bu kişinin temsil yetkisi nereden geliyor?
Bu sertifikanın mesleki karşılığı nedir?
Bu “Türkiye temsilciliğini” kim verdi?
Bu “milli takım” kimin milli takımı?
Ve belki en önemlisi:
Bütün bu unvanları, sertifikaları, madalyaları ve sosyal medya biyografilerini kaldırdığımızda geriye nasıl bir şef kalıyor?
Çünkü mutfakta ışıklar söndüğünde, Instagram kapandığında ve sertifikalar duvardan indirildiğinde geriye tek bir soru kalır:
Ne biliyorsun ve ne yapabiliyorsun?
Gerisi dekor.
Mars Gastronomi Federasyonu kurulursa da haber verin.
Türkiye temsilciliğine şimdiden oldukça fazla aday çıkacağına eminim.