“Yula” bir isimden öte, bir semboldür. Yenisey Kırgızlarına ait runik bir taş yazıtında geçen Yula, hem bir savaşçının adı hem de Türk Şaman inancında ruhun öte âlemlere yolculuğunu temsil eden “ışık”tır — yani meşale, yani canın özü. Bin beş yüz yıl önce taşlara kazınan bu destan, Nükhet Okutan Davletov’un sesiyle yeniden nefes aldı. Timur Davletov’un bozkırdan gelen guttural sesi — xai — bu ruhu göğe taşıdı.
Klipte kullanılan Yılkı atları, Türk’ün özgürlüğünün, başıboş değil “bağımsız” yaşama iradesinin sembolü. Onların kişnemesiyle birlikte, Yula’nın ruhu sanki tekrar semaya yükseliyor. Yönetmen Nuri Çorbacıoğlu’nun ustalığıyla harmanlanan görüntüler, Orta Asya’nın sisli dağlarından Kapadokya’nın kadim taşlarına kadar uzanan bir kültür köprüsü kuruyor.
Nükhet Okutan Davletov’un müziği yalnızca bir ezgi değil; bir hafıza çağrısı. Runik taşlara kazınmış kelimeler, onun yorumunda artık sadece okunmuyor — hissediliyor. Her nota, bir at nalının sesi gibi, Türk tarihinin taşlarına vuruyor.
“Erdemim esizim, atlarım eşintim, kanı ergey? Öltüm ey…”
Bu mısralarda bir matem değil, bir diriliş var. Ölümün ardından bile adını yaşatan bir yiğidin sesi bu.
Runik taşlar sadece mezar taşı değildir; onlar Türk milletinin “Ben vardım!” diye haykıran hafızasıdır. Yula’nın hikâyesi, bugün hâlâ bu milletin damarlarında dolaşan o kadim cevherin kanıtıdır. Davletovlar, bu projeyle aslında bir sanat eseri değil, bir diriliş belgesi ortaya koymuşlardır.
Türk dünyası bugün modernleşmenin karmaşasında özünü arıyor. İşte Yula, o özün ta kendisidir. Toprakla, atla, gökle, dağla bir olan insanın hikâyesidir. Ruhun bedenle değil, inançla ölümsüzleştiğini anlatır.
“Yula” yalnızca bir müzik videosu değil, Türk’ün varlık felsefesidir.
Bugün Batı’nın pagan kültürleri “mistik müzik” olarak dünyaya pazarlanırken, biz kendi atalarımızın ezgilerini unutmuştuk. Yula, işte bu unutuluşun ortasında bir uyanış çağrısıdır. Binlerce yıl öncesinin taş yazıtlarını elektronik düzenlemeyle değil, ruhla, inançla, özle buluşturan bu eser; Türk’ün tarihini sadece anlatmıyor, yaşatıyor.
Timur Davletov ve Nükhet Okutan Davletov’a Türk dünyasının her köşesinden gelen takdirin sebebi budur: Çünkü onlar sadece müzik yapmadılar, Türk’ün binlerce yıl önceki sesini yeniden yankılattılar.
Ve o ses, bize şunu hatırlatıyor:
“Atlar ölür, yiğit ölür, ama ad kalır.”
Yula’nın adı kaldı.
Bizim de kalacak mı, işte asıl soru budur.



